Azsonra Birazdan Şimdi Biz Türkiye'yiz. MarmaraYenikapı Ahsarla #etiket

30 Mart 2015 Pazartesi

Başlangıcından Günümüze Fransız Sineması

Hayal Perdesi - Başlangıcından Günümüze Fransız Sineması





Başlangıcından Günümüze Fransız Sineması

 
Başlangıcından Günümüze Fransız Sineması
kitabı, Lyon doğumlu Rémi Fournier Lanzoni’nin uluslararası literatürde
en çok referans verilen ve üniversitelerde bölümleri ders notu olarak
kullanılan eseridir. (1)
Kitapta Lanzoni, Fransız Sineması’nın 1895-2002 yılları arasındaki
periyodunu onar yıllık dönemlere ayırarak filmlerin toplumsal, ekonomik
ve politik arka plânlarını öne çıkarır. Bu bağlamlar çerçevesinde
filmleri ve yönelimleri anlamlandırmaya çalışır. Metot olarak tarih
odaklı ilerleyen yazar, filmlerin biçimsel ve estetik özelliklerini es
geçmez. Belki de Lanzoni’nin kitabını türdeşlerinden ayıran önemli
özelliklerden biri de tarih odaklı sosyolojik bakışla estetiği paralel
bir şekilde götürmesidir. Kitap, bu bakış açısı sayesinde Fransız
sinemasının tarih yazımı ve dönemlendirmesi üzerine sağlam bir tez
benimserken, öte yandan da genel gidişat içinde öncülerin gerisinde
kalan ama ilerleyen yıllarda yaptıkları filmlerle yeni yönelimlerin
oluşmasını sağlayan yönetmenleri de içine alır. Georges Méliés, Jean
Renoir, Robert Bresson, Jean-Luc Godard, François Truffaut gibi Fransız
Sineması’nın kurucu önderleriyle birlikte Eric Zonca ve Pitof da bu
sayede kendisine bu tarihin farklı bir diliminde yer bulur.
 
Lanzoni’nin
yaklaşımını kitabın henüz ilk bölümünde gözlemlemek mümkündür. Lumiére
Kardeşler’in Grand Café’deki ilk gösterimlerinden Méliés’in
sinematografın sınırlarını genişletmeye yönelik tutkusuna kadarki dönem
Fransız sinemasıyla birlikte sinema tarihinin de başlangıcını oluşturur.
Lanzoni bu periyodu ele alırken, Fransa’nın 20. yüzyıla girerken
yaşadığı dönemi ve sinematografın ortaya çıktığı koşulları önce
okuyucusuyla paylaşır. Daha sonra Pathé ve Gaumont’un kuruluş
süreçleriyle birlikte doğan bir ulusal sinemanın izini sürer. Lanzoni
sinemanın doğuş serüvenini Amerikalı yazarlardan farklı olarak çağın bir
gerekliliği ve toplumsal koşulların bir tezahürü olarak okur. Bu
dönemde öne çıkan Lumiére Kardeşler, Méliés, Louis Feuillade, Max
Linder, Abel Gance, Luis Bunuel ve René Clair gibi yönetmenleri ve
sinemasını da ele alır. Aynı zamanda avangard ve izlenimci sanat
akımlarının sinemaya etkilerine de değinir.
 
İlk
bölümden de anlaşılacağı üzere Lanzoni’nin sinema tarihine bütünsel bir
yaklaşımı vardır; fakat bu yaklaşımın yanında, sinema tarihinin kendi
kanonlarını ortaya koymaya ve yeniden hatırlatmaya yönelik de bir
sorumlulukla anlatısını şekillendirir. Bunu en iyi Savaş Sonrası Dönem
olarak adlandırdığı 1950’lilerin sinemasını anlattığı dördüncü bölümde
gözlemleriz. Lanzoni’nin bu bölümde temel aldığı unsur isminden de
anlaşılacağı üzere savaş sonrası restorasyon dönemidir. Yazar dördüncü
Cumhuriyet ve Blum-Byrnes Anlaşmaları (2)
gölgesinde bize genel bir çerçeve çizer. Dönemin atmosferini ve arka
plânını verdikten sonra o dönemde öne çıkan temel bir tartışmaya
değinir:“Prestij mi, Prestij Sineması mı?” Sonra da François Truffaut’un
Cahiers du Cinéma dergisinde savaş açtığı (3)
Belirgin Bir Nitelik Geleneği’ni ele alır. Lanzoni’nin bu geleneği ele
alış tarzı önemlidir. Ne gelenekselci bir yaklaşımla bu geleneğin göz
alıcı özelliklerini öne çıkarır ne de Truffaut gibi saldırgandır.
Tersine, Lanzoni bu geleneğin neden savaş sonrası Fransız sinemasında bu
denli etkili olduğunu sorgular. Claude Autant-Lara’nın komedi tarzıyla
Henri-Georges Clouzot’un kara filmlerini karşılaştırır. Bu zihin açıcı
süreçten sonra ise Yeni Bir Sinemaya Doğru ara başlığıyla Fransız Yeni
Dalgası öncesinde, bu akıma ilham veren Bresson, Jacques Becker ve René
Clement gibi isimlerin sinemalarından örnekler verir.
 
Lanzoni’nin
kitap boyunca metodolojisindeki devamlılık, metinlerin tutarlığı ve
parça bütün ilişkisi kitabın niçin referans kitabı olarak
kullanıldığının da ifadesidir. Kitabın özellikle 1980’lere gelene kadar
çizdiği arka plân, dönemlerde ortaya çıkan yönelimlerin toplumsal,
ekonomik ve kültürel koşullarla ilişkisi ve öne çıkan isimlerin
sinemalarına yapılan vurgular çok yerindedir. 80’li ve 90’lı yıllar ise
daha çok tüm dünyada olduğu gibi ulusal sinemaların zayıfladığı ve
yönetmenlerin öne çıktığı dönemler olduğundan, yönetmenlerin sinemaları
üzerinden anlatılır. Kitabın çevirmeni Ertan Yılmaz’ın da önsözde
değindiği gibi Türkiye’de Dünya Sineması üzerine çeşitli kaynaklar
olmasına rağmen, ülke sinemalarına yönelik kitap sayısı çok azdır.
Lanzoni’nin çalışması bu anlamda Türkiye’deki önemli bir eksikliğe
karşılık gelmesinin ötesinde, ülke sineması üzerine çalışacak kişilere
de önemli bir metodoloji örneği sunar. 
 
 

(1) Yazarın Fransız Komedileri ve İtalyan Stili Komedi: İtalyan Komedi Filmlerinin Altın Çağı isimli kitapları da bulunmaktadır.
 
(2) Mayıs
1946’da Fransa Başbakanı Léon Blum, ABD Dışişleri Bakanı James F.
Byrnes ile sinema endüstrisinin durumunu yeniden biçimlendirmek ve
iyileştirmek için bir dizi ticari anlaşma imzalar. Bu anlaşmalar
Blum-Byrnes Anlaşmaları olarak anılır. Anlaşmaların amacı Fransa’nın
Amerika’ya olan borcunu sıfırlamak ve yeni krediler sağlanmasıdır.
Fransa, buna karşılık olarak kendi pazarını olduğu gibi Amerika’ya açar.
 
(3)
François Truffaut Cahiers du Cinéma dergisinde aynı zamanda auteur
sinemasının da manifestosu sayılabilecek ağır yazısında Belirgin Bir
Nitelik Geleneği içerisinde yer alan yönetmenleri burjuva sineması
yapmakla, bunları izleyen seyircileri de burjuva olmakla suçlar. Bu
gelenek içerisinde yer alan yönetmenlerin de Bresson ve Clouzot gibi
isimlerin sadece karikatürleri olabileceğini savunur. Metnin tamamına
Ali Karadoğan’ın hazırladığı Sanat Sineması Üzerine (De Ki Yayınları,
2010) kitabından ulaşılabilir.
Azsonra Birazdan Şimdi Biz Türkiye'yiz.