Hayal Perdesi - Büyülü Fener ve Hayal Perdesi
Zor
bir soru, bunu cevaplandırmak için en kolayı, belki de bir kesişme
noktasında durmak olur. Film seyredeyim mi, yoksa
başlamayayım/vazgeçeyim mi?
bir soru, bunu cevaplandırmak için en kolayı, belki de bir kesişme
noktasında durmak olur. Film seyredeyim mi, yoksa
başlamayayım/vazgeçeyim mi?
Ancak, film seyretmeye genellikle çocuk
yaşta başladığımız için, böyle bir seçim yapma ihtimalimiz azdır. Bizim
devrimizde çocuklar bolca çizgi film seyrederdi. Ama şimdiki gibi uzun
metrajlı çizgi filmler değil de, ya ana filmden önce gösterilen, ya da
Pazar Sineması denen çocuk seansında birkaç tanesi arka arkaya gelen
filmler. Onları sinemaya götüren büyükler de bu filmlerin mecburcu
seyircisiydi.
yaşta başladığımız için, böyle bir seçim yapma ihtimalimiz azdır. Bizim
devrimizde çocuklar bolca çizgi film seyrederdi. Ama şimdiki gibi uzun
metrajlı çizgi filmler değil de, ya ana filmden önce gösterilen, ya da
Pazar Sineması denen çocuk seansında birkaç tanesi arka arkaya gelen
filmler. Onları sinemaya götüren büyükler de bu filmlerin mecburcu
seyircisiydi.
Ama
belki de bunun kolay bir soru olduğunu düşünüyorsunuzdur. Çünkü
insanlar pek sıradan nedenlerle de film izlemeye gider: başka hayatlara
kaçmak için, kafayı değiştirip başka bir şahıs olmak için, acep bana bir
mesaj var mıdır diye; paylaşmak için, ısmarlama duygular edinmek için,
kendi yapamadıklarını yapan karakterlerle yürek soğutmak için... Yani,
rüyalarını canlı görmek için.
belki de bunun kolay bir soru olduğunu düşünüyorsunuzdur. Çünkü
insanlar pek sıradan nedenlerle de film izlemeye gider: başka hayatlara
kaçmak için, kafayı değiştirip başka bir şahıs olmak için, acep bana bir
mesaj var mıdır diye; paylaşmak için, ısmarlama duygular edinmek için,
kendi yapamadıklarını yapan karakterlerle yürek soğutmak için... Yani,
rüyalarını canlı görmek için.
Peki,
neden başka bir şey yapmıyoruz da sinemaya gidiyoruz? Başka sanat
dalları da bize bunları yaşatabilir. Öncelikle edebiyat. Ama insanlar,
hele yazılı-basılı şeyleri okuyanların sayısının gitgide azaldığı
günümüzde, görme’yi okuma’ya tercih ediyor. Okumayı sevenler, bir filmi
görmeden önce kitabını okumuş olanlar ise, uyarlamaların romanların
hakkını vermediği konusundaki yaygın görüşün bir daha altını çiziyor. Bu
aslında doğru, ama sonuçta edebiyat ile sinema da iki ayrı sanat dalı.
Belki de bir filmi ille de kitapla mukayese etmek gerekmiyor. Belki en
iyisi, buna uyarlama yapılan kaynaktan çok bir esin kaynağı olarak bakıp
bir sanat olarak sinemanın, sanatçı olarak da yönetmenin hakkını teslim
etmek.
neden başka bir şey yapmıyoruz da sinemaya gidiyoruz? Başka sanat
dalları da bize bunları yaşatabilir. Öncelikle edebiyat. Ama insanlar,
hele yazılı-basılı şeyleri okuyanların sayısının gitgide azaldığı
günümüzde, görme’yi okuma’ya tercih ediyor. Okumayı sevenler, bir filmi
görmeden önce kitabını okumuş olanlar ise, uyarlamaların romanların
hakkını vermediği konusundaki yaygın görüşün bir daha altını çiziyor. Bu
aslında doğru, ama sonuçta edebiyat ile sinema da iki ayrı sanat dalı.
Belki de bir filmi ille de kitapla mukayese etmek gerekmiyor. Belki en
iyisi, buna uyarlama yapılan kaynaktan çok bir esin kaynağı olarak bakıp
bir sanat olarak sinemanın, sanatçı olarak da yönetmenin hakkını teslim
etmek.
Aslında
bütün bunlar da laf-ı güzaf. Çocukken başlamış-büyükken başlamış,
rüyalarına can vermek istemiş ya da aldırmamış, uyarlamalardan rahatsız
olurmuş-olmazmış... Bence aslında iş bir Büyülü Fener meselesi. Ve Hayal
Perdesi, elbette. Bence bütün iş, sizinle perde arasında olur biter.
Belli bir süre bir karanlık salonda oturur, hayal perdesine büyülü
fenerin ışığında vuran görüntüleri, başka her şeyi unutmuş halde,
izlersiniz.
bütün bunlar da laf-ı güzaf. Çocukken başlamış-büyükken başlamış,
rüyalarına can vermek istemiş ya da aldırmamış, uyarlamalardan rahatsız
olurmuş-olmazmış... Bence aslında iş bir Büyülü Fener meselesi. Ve Hayal
Perdesi, elbette. Bence bütün iş, sizinle perde arasında olur biter.
Belli bir süre bir karanlık salonda oturur, hayal perdesine büyülü
fenerin ışığında vuran görüntüleri, başka her şeyi unutmuş halde,
izlersiniz.
Ha,
o görüntüleri sinema salonunda değil de evde, TV ya da DVD marifetiyle
izliyorsanız başka tabii. Hatta artık sinema salonlarında bile bir
seyirci tacizi söz konusu. Birbirleriyle konuşan, filmin ortasında takır
takır çıkan, telefonlarına bir film boyu veda edemeyen, ışıklarıyla
gözünüzü alan insanlar, sizinle seyrettiğiniz film arasındaki büyülü
bağı kopartabilir.
o görüntüleri sinema salonunda değil de evde, TV ya da DVD marifetiyle
izliyorsanız başka tabii. Hatta artık sinema salonlarında bile bir
seyirci tacizi söz konusu. Birbirleriyle konuşan, filmin ortasında takır
takır çıkan, telefonlarına bir film boyu veda edemeyen, ışıklarıyla
gözünüzü alan insanlar, sizinle seyrettiğiniz film arasındaki büyülü
bağı kopartabilir.
Biz,
sinema salonunda, kimse bizi rahatsız etmeden film seyrettiğimiz
durumdan söz ediyor olalım, en iyisi. Edebiyat kişiyle en mahrem
ilişkiyi kuran sanattır, doğru. Öyle ki, bazen ona kendimizce katkılarda
bulunur, hayal eder ya da yorumlarız. Ama olumlu şartlarda seyredilen
bir film de insanda aynı hissi uyandırabilir. Perdenin ışığı vurmuş
yüzünüzle hem o salonda teksinizdir, hem de başkalarının varlığını
hisseder, bir paylaşma duygusuna kapılırsınız.
sinema salonunda, kimse bizi rahatsız etmeden film seyrettiğimiz
durumdan söz ediyor olalım, en iyisi. Edebiyat kişiyle en mahrem
ilişkiyi kuran sanattır, doğru. Öyle ki, bazen ona kendimizce katkılarda
bulunur, hayal eder ya da yorumlarız. Ama olumlu şartlarda seyredilen
bir film de insanda aynı hissi uyandırabilir. Perdenin ışığı vurmuş
yüzünüzle hem o salonda teksinizdir, hem de başkalarının varlığını
hisseder, bir paylaşma duygusuna kapılırsınız.
Bu
paylaşma duygusu da, en azından mahremiyet duygusu kadar önemlidir.
Sinemanın ilk yıllarında, ABD’ye gelmiş ve yeni ülkelerinin dilini bile
bilmeyen göçmenler, sinema sayesinde kendilerini o ülke halkıyla bir
nebze bütünleşmiş hissetmişlerdi. Hikâyeyi özetleyen biri varsa ne
dediğini anlamıyor, sonraları altyazıları okuyamıyorlardı ama, filmi
tamamlayan piyano müziği, onlarda olup biteni biraz anlıyormuş hissi
uyandırıyordu. Bir de, diğer seyircilerin tepkileri. Sinemanın bu
doğrudan paylaşımı televizyonda yok. Birlikte izlediğin bir avuç insanla
yorumlar yaparsın ama, esas paylaşım ikinci eldendir: ertesi gün
hakkında fikir beyan etmek suretiyle. Böyle bir ikinci el paylaşıma,
karanlık salonda birlikte olduğum insanların iç çekişleri, gülüşleri,
kıpırdanmalarından doğan birinci elden paylaşımı her durumda tercih
ederim.
paylaşma duygusu da, en azından mahremiyet duygusu kadar önemlidir.
Sinemanın ilk yıllarında, ABD’ye gelmiş ve yeni ülkelerinin dilini bile
bilmeyen göçmenler, sinema sayesinde kendilerini o ülke halkıyla bir
nebze bütünleşmiş hissetmişlerdi. Hikâyeyi özetleyen biri varsa ne
dediğini anlamıyor, sonraları altyazıları okuyamıyorlardı ama, filmi
tamamlayan piyano müziği, onlarda olup biteni biraz anlıyormuş hissi
uyandırıyordu. Bir de, diğer seyircilerin tepkileri. Sinemanın bu
doğrudan paylaşımı televizyonda yok. Birlikte izlediğin bir avuç insanla
yorumlar yaparsın ama, esas paylaşım ikinci eldendir: ertesi gün
hakkında fikir beyan etmek suretiyle. Böyle bir ikinci el paylaşıma,
karanlık salonda birlikte olduğum insanların iç çekişleri, gülüşleri,
kıpırdanmalarından doğan birinci elden paylaşımı her durumda tercih
ederim.
Sinemayı,
perdedeki dünyalara girmek için de seyrederiz. Oralara kaçmak için
değil, o dünyalarda yaşananları paylaşmak için. Belli sanatçıları ya da
işlerini görmek için de. Sevdiğimiz bir oyuncuyu, sevdiğimiz bir
yönetmenin filmini izlemek bizi daima memnun eder. Ben, oyunculara çok
değer veren bir seyirci olduğum için, onların özellikle iyi oynadığı
filmlere, filmin kendisi iyi de olsa, kötü de olsa giderim. Sırf şunun
bunun hatırına gitmeye bile değer gibisinden eleştiriler yazdığım
olmuştur.
perdedeki dünyalara girmek için de seyrederiz. Oralara kaçmak için
değil, o dünyalarda yaşananları paylaşmak için. Belli sanatçıları ya da
işlerini görmek için de. Sevdiğimiz bir oyuncuyu, sevdiğimiz bir
yönetmenin filmini izlemek bizi daima memnun eder. Ben, oyunculara çok
değer veren bir seyirci olduğum için, onların özellikle iyi oynadığı
filmlere, filmin kendisi iyi de olsa, kötü de olsa giderim. Sırf şunun
bunun hatırına gitmeye bile değer gibisinden eleştiriler yazdığım
olmuştur.
Sinemaya
sadece sinemada olan, başka sanatların kapsamadığı şeyler için gideriz,
gözlerimizi kelimeler yerine görüntülerle doyururuz. Aslında,
görüntüler ve kelimelerle. Son yıllarda gittikçe sinemaya yaklaşan,
sinema kurallarını benimsemiş dizilerin övülmesinin nedeni de, besbelli,
sinemayı televizyondan çok sevmemiz, daha sanatsal bulmamızdır.
sadece sinemada olan, başka sanatların kapsamadığı şeyler için gideriz,
gözlerimizi kelimeler yerine görüntülerle doyururuz. Aslında,
görüntüler ve kelimelerle. Son yıllarda gittikçe sinemaya yaklaşan,
sinema kurallarını benimsemiş dizilerin övülmesinin nedeni de, besbelli,
sinemayı televizyondan çok sevmemiz, daha sanatsal bulmamızdır.
Ben sinemayı hep 101 Dalmaçyalı’daki,
tek başına kalmış da başını yana eğmiş, aslında perdeye değil de ekrana
kapılıp gitmiş tombiş küçük köpeğin kapıldığı gibi bir sihre kapılarak
seyretmek isterim. Karanlık salonumda, hayal perdemle başbaşa, büyülü
fenerin ışıklarıyla yıkanarak... İşte sinemayı asıl böyle seyretmek
isterim. Sihrini kaybetmeden...
tek başına kalmış da başını yana eğmiş, aslında perdeye değil de ekrana
kapılıp gitmiş tombiş küçük köpeğin kapıldığı gibi bir sihre kapılarak
seyretmek isterim. Karanlık salonumda, hayal perdemle başbaşa, büyülü
fenerin ışıklarıyla yıkanarak... İşte sinemayı asıl böyle seyretmek
isterim. Sihrini kaybetmeden...


