Azsonra Birazdan Şimdi Biz Türkiye'yiz. MarmaraYenikapı Ahsarla #etiket

2 Nisan 2015 Perşembe

Bekçi Murtaza 1965 Yönetmen Tunç Başaran Müşfik Kenter Ayfer Feray

 


Aydın’ın Sultanhisar ilçesine bağlı Atça’da, Atçalı Hasan Ağa adındaki yoksul bir köylünün oğlu olarak dünyaya gelmiştir. Doğuştan başının kel olması nedeniyle “Kel” lakabı takılmıştır. Çiftliklerde ırgatlık yaparak yaşamını sürdürmekteyken, Atça’nın varlıklı kişilerinden olan Şerif Hüseyin’in kızı Fatma’ya sevdalanır. Kızı istediklerinde de büyük bir hakaretle karşılaşıp üstüne üstlük ağanın adamları tarafından dövülünce birkaç kişiyi yaralayarak dağa çıkar. Devletle veya çevredeki varlıklı kişilerle çeşitli sorunları olan birçok kişi de yanına katılır. Zamanla Aydın ve çevresinde “Atçalı Kel Mehmet Efe” adıyla nam salar. Bu arada sevdiği kızın babası, kızını bir başkasıyla evlendirmek istediğinde damat adayını dağa kaldırarak yüklü miktarda fidye alır ve kızın evlenmesini önler. Bir süre sonra kızını vermemekle ve kendisine düşman olmakla birlikte sevdiği kızın babasını düştüğü hapisten kaçırır. Yönetim güçleriyle girdiği birçok çatışmadan sağ salim kurtulmayı başarır. Aydın bölgesinde Vali ve diğer devlet ileri gelenlerinin baskısından bıkan köylülerden de destek görerek gücünü her geçen gün artırır. Kapatılan Yençeri Ocağı askerlerinin de katılması sonucu sayısı binleri aşan büyük bir güce sahip olur ve Aydın çevresinde büyük bir ayaklanma başlatır. Bu ayaklanmayı bastırmak isteyen İzmir intisap nazırı İlyaszade’yi yenerek 1828’de Aydın’ı ele geçirir. Ardından, çok kısa bir süre içerisinde Menderes Vadisi'nin tüm orta çığırı ile, Tire, Bayındır, Birgi, Ödemiş, Turgutlu ve Salihli’yi egemenliği altına alır.

Aydınlılar, Kütahya, Manisa ve Denizli’nin kimi ilçeleri onun düşüncelerini sevinçle karşılayıp ona kapılarını açtılar. Ona karşı Aydın mütesellimi ve adamlarının dışında kimse silah kullanmamıştı. O veya adamları, bu yerlere birer kurtarıcı olarak girmişlerdi. Kel Mehmet, kendisini Aydın’a vali atamasının ardından ilk iş olarak eski düzeni kökünden yıkmış, kötü idareci ve ayandan kişileri kaçırmıştır. Halkın canı, malı, ırzı teminat altına alınmış, gezi hürriyetini tesis etmiştir. Daha sonra mültezimlerin, zabitlerin halka kanun dışı yükledikleri vergileri azaltmış, hatta bazılarını tümden kaldırmıştır. İstanbul’a bağlılığını bildirerek yıllarca tahsil edilemeyen vergileri toplayarak göndermiştir. Yönetimden serbest ticaret ve tarımın korunmasını, kanunların değiştirilip daha eşitlikçi kanunların yapılmasını, askerliğin yeni esaslara bağlanmasını istemiştir. Kendisine “Vali-i Vilayet, Hademe-i Devlet Atçalı Kel Mehmet” ünvanını vererek bu adla mühür ve para dahi bastırmıştır.

1829’da Aydın devlet güçleri tarafından geri alındı. Nazilli taraflarına kaçan Efe, Nazilli’nin Tepecik köyünde devlet güçleriyle girdiği bir çatışma sonucu 10 Haziran 1830’da yakalanarak öldürüldü. Turnalı Ali ve Palabıyıkoğlu adındaki adamları ile birlikte başı kesilerek İstanbul’a gönderildi. Atçalı Kel Mehmet, çok kısa süre içinde yaptığı işlerle adeta Osmanlı’nın kıyımından bıkan halk için bir kurtarıcı olarak görülmüş, halkın gönlünde büyük bir yer edinmiştir. Osmanlı’ya bağlılığını bildirmesine ve başardığı işlere rağmen öldürülmesi ise halk arasında büyük üzüntü doğurmuştur.

Atça’lı Kel Mehmet kendisini Vilayetin Valisi, Devletin hademesi olarak tanıttıysa da, o gerçekte halkın valisi olmuştur. Onun için önemli olan halkın mutluluğu ve refahı idi. Bu nedenle halkı zor durumda bırakan uygulama ve vergileri kaldırmış, halka zulmedenlerden hesap sormuştur. Şimdi sormak gerek: Devletin valisi mi olmalı, yoksa hükümetin valisi mi? Devletin valisi olup bulunduğu yerdeki halkın mutluluğu ve refahı için çalışan kişi mi doğru yapmaktadır, yoksa hükümetin valisi olup halkın değil hükümeti destekleyenlerin çıkarlarını gözetmek mi doğrudur?

Atça’lı Kel Mehmet 1964

Azsonra Birazdan Şimdi Biz Türkiye'yiz.