Azsonra Birazdan Şimdi Biz Türkiye'yiz. MarmaraYenikapı Ahsarla #etiket

12 Aralık 2015 Cumartesi

Sükelirst/laisist kavramları açısından bakıldığında CHP MHP, MHP HDP'dir.


BAŞKANLIK SİSTEMİ VE 'POLİTİK GERİCİLER'

 

Türkiye başkanlık sistemini tartışıyor.
 İnsanlar, gruplar ve politik partiler tartışma yelpazesinde ya da tayfındaki yerlerini almış durumda. Bu taratışma süreci önemli;
 çünkü seçim süreciyle örtüşüyor ve bu seçim sürecinde Türkiye aynı zamanda başkanlık sistemini de halkın oyuna sunmuş olacak.

Tartışmanın bir kutbunda Türkiye'nin başkanlık sistemine geçmesi gerektiğini ileri süren ve bunu seçim beyannamesine koyarak halkın karşısına  çıkan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Ak Parti var. 
Bu bir değişme ve yenilik talebi. Cumhurbaşkanı ve Ak Parti başkanlık tartışması sürecinin değişmeyi savunan yenilikçi tarafında; diğer partiler (CHP, MHP ve HDP) tutucu ve muhafazakar kanadında yer alıyorlar. Bu açıdan bakıldığında onlar "politik tutucular," "politik muhafazakârlar" veya "politik gericiler" yahut  "sekülerist/laisist gericiler"dir. On yıl öncesinde Cumhurbaşkanı ve Ak Parti'yi "takiyyecilik" ve değişmeye kapalılıkla suçlayan değişme havarileri  politik yobazlara dönüşmüş durumda. Her ne pahasına olursa olsun Türkiye'nin siyasi yapısının değişmesini istemiyorlar. Yenilik istemiyorlar ve o değişmeye karşılar.

Değişmeye bu direnişin aktörlerinin ortak bir vasfı var:
  sekülerizm/laisizm (Okurların laik ile laisist, seküler ile sekülerist kavramları arasındaki farklılığı bildiğini varsayıyorum). Bu bize Türkiye'deki derin sosyal farklılıklar konusunda önemli ipuçları veriyor: Türkiye'nin halkını veya halklarını bölen temel farklılık "sınıf" farklılığı, "cinsiyet" farklılğı" ve "etnik farklılık" değil, din yani müslümanlık ile "sekülerist/laisist" dünya görüşü arasındaki farklılıktır. 

Bu yüzden MHP ile HDP ve CHP ve diğer "sol" politik gruplar başkanlık tartışması yelpazesinde aynı konumda buluşabiliyorlar. 

Bu aynı zamanda bize dinin Türkiye'de ne kadar derin ve önemli bir fenomen olduğunu da gösteriyor; çünkü sekülerist/laisist vaziyet alışa hakim çizgisini armağan eden şey dindir. Sükelirist ya da laisist politik vaziyet alış, tarihin her devrinde dine ve dindarlara karşı vaziyet alıştır.

Başkanlık sistemine karşı çıkan politik partiler ve grupların bu karşı çıkışlarının nedenini görmek kolaydır: onlar mevcut sistemin, sekülerist ve "demokratik" olmadığında neredeyse herkesin uzlaştığı  sözüm ona "parlamenter" sistemin büyütüp beslediği politik çocuklardır. Başkanlık sisteminin beslenme kaynaklarını kurutacağını düşünüyorlar. Ak Parti bu sekülerist/laisist sistemin değişmesini istiyor; çünkü AK Parti tam da onların kutsadıkları bu sisteme rağmen var olmuş ve iktidara gelmiş bir partidir. 

Sükelirst/laisist kavramları açısından bakıldığında CHP MHP, MHP HDP'dir. 

Onlar halka rağmen partilerdir; çünkü halk sekülerist ya da laisist değildir. Sözün gelişi ben Türkiye'nin Müslüman Kürt ahalisinin HDP'yi ve Salahattin Demirtaş'ı bu seçimlere de cezalandıracağını düşünüyorum. Ve yine sözün gelişi ben Müslüman Türk halkının statükoyu savunduğu için bu seçimlerde MHP'yi cezalandıracağını düşünüyorum.
Eğer Türkiye başkanlık sistemine geçerse, bu politik statükocular ya da tutucular yeni Türkiye'de mevcut halleriyle varolamayabilirler. Kendi politik çıkarları sebebiyle görmek istemedikleri şey, Türkiye'nin hayatın ve dünyanın bugünkü şartlarında mevcut haliyle insanlığın şerefli ve itibarlı bir ülkesi olarak hayatta kalamayacağıdır. Değişmek uyum sağlamak demektir; hayata ve dünyaya uyum sağlamak. Değişme kapasitesinden mahrum olanların ölmeleri mukadderdir.
Başkanlık sistemi neden gereklidir?
Bir: Türkiye mevcut sistemiyle, yani sekülerist/laisist politik sistemiyle "Kürt sorunu"nu çözemez. (Türkiye'nin Kürt sorunu yoktur; sekülerist/laisist Kürt elitler sorunu vardır; başka bir söyleyişle PKK sorunu ya da uzantısı HDP sorunu, Kandil sorunu, Kürt diasporaları sorunu vardır). Bunu anlamamak için aptal olmak gerekir; çünkü Türkiye mevcut politik sistemiyle bunu yüz senedir çözememiştir. Ayrıca Parlamenter sistem, birçok partiyi "etnik/ırkçı" partilere dönüştürür/dönüştürmüştür (etnisite ve ırk fikri sekülerdir, seküleristtir). CHP altı okuyla birlikte sahillere çekilirken etnikleşmiştir; MHP etnisiteyi vurgulayan bir partidir; HDP etnik bir partidir. Parlamenter sistem "etnisite/ırk" fikrini ve etnik partileri güçlendirerek büyütür; bu durumda Türkiye en büyük sorununu çözemez.
İki: parlamenter sistemde, memlekette işler yanlış gittiğinde, bu yanlışlıkların sorumlusu yoktur; parlamento kendisini feshedemez, kendisini yargılayamaz, kendisine hesap soramaz; parlamento ruhsuz ve kişiliksizdir. Çek-balans sistemi olsa bile. Parlamento hataları ve yanlışları düzeltmez, sorunları çözemez, meşrulaştırır. Oysa başkanlık sistemi öyle değildir; kişilerden hesap sorabilir, onları yargılayabilir. Parlamentolar vicdansızdır, kalpsizdir; acımazlar ve gözyaşı dökmezler. Oysa başkan kişidir; kalbi ve vicdanı vardır; gülebilir ve ağlayabilir.
Üç: Parlamenter sistem toplumun sorunlarını çözemez; daha da akut hale getirir. Bunu komisyonlara havale ederek yapar. Sorunların çözümü için gerekli karar sürecini uzatarak, sosyal acıları artırır ve zamana yayar. Akut sorunlar parlamentoların uzun karar süreçlerini beklemezler; zaman beklemez.
Dört: Türkiye imparatorluk bakiyesi bir ülkedir; Türkiye'nin halkı imparatorluk bakiyyesi bir halktır. Mevcut sistem, bir süredir sözüm ona parlamenter sistem, hakim çizgileri itibarı ile ulus devlet modelini yansıtır ve muhtemelen bu yüzden yönetmek istediği halkın tarihi ve dolayısıyla halkla hiçbir zaman barışamamıştır. Başkanlık sistemi imparatorluk motifine ve ruhuna, dolayısıyla Türkiye'nin halkının veya halklarının tarihsel bilincine daha yakın bir sistemdir. Türkiye'de devlet başkanlık sistemiyle halkının tarihi ve halkının kendisiyle, halkının dini ve dünya görüşüyle barışabilir.
Beş: Türkiye'de imparatorluk bakiyesi olan sadece toprak değildir; sadece halk değildir; Türkiye'nin ulus-içi ve uluslararası sorunları da imparotorluk bakiyesidir. Türkiye'de devlet halkının imparotorluk bakiyesi sorunlarını ulus devlet mantığı ve onun üstyapısı durumundaki parlamenter sistemle çözemez. Çözememiştir.
Elbette başka nedenler de bulunabilir.
Türkiye'nin varoluşları statükoya, yani ne idüğü belirsiz bir parlamenter sisteme neredeyse iman düzeyinde bağlı politik partileri ve grupları, başkanlık sisteminin "tek adam" yönetimine yol açacağını söyleyerek karşı çıkıyorlar. Bu iddia "politik gerzekliğin" zirvesi başka ne anlama gelebilir?

 Bu iddianın sahiplerine Birinci Adam'ı, İkinci Adam'ı, arkasından gelen vesayet rejimini hatırlatmak gerekir.

 Bu iddianın sahiplerine Kılıçdaroğlu'nun, Bahçeli'nin, Demirtaş'ın ve Aslında Abdullah Öcalan'ın kendi partilerinde tek adam olduklarını hatırlatmak gerekir. Başkanlık sistemin "tek adam" rejimine yol açacağını söyleyenler, bilinçaltlarında "tek adam" rejimlerini savunanlardır. Bu iddia projeksiyondan başka bir şey değildir.

Ve Allah kerimdir!

 

Hüsamettin Arslan

03 Mayıs 2015 Pazar

 

Azsonra Birazdan Şimdi Biz Türkiye'yiz.