ESSELAMÜNALEYKÜM ORTADOĞU HALKLARI
Ben ulus devlet modeline değil imparatorluk modeline, imparatorluk realitesinin demokrasiye ulus devletten daha yakın olduğuna inanıyorum. Ulus devlet modelini benimsediğimiz tarihte Türkiye'de "ulus" diye bir şey yoktu. İmparatorluk milleti vardı. Türkiye'de doksan küsür yıllık ulus devlet modeli uygulanmasına rağmen halen İmparatorluk milleti var. Türkiye'de halk imparatorluk; devlet ulus devlettir. Türkiye'de ulus devlet halka ve halklara rağmen ulus devlettir. Ayrıca benim kuşağım ulus devlet modeline inancını, Türkiye'nin altmış küsür yıllık acılı ve ızdıraplı parlementer sistem uygulamalarıyla kaybetti. Türkiye'de parlamenter sistem, fiyaskoyla sonuçlanmış demokrasi tecrübelerini temsil ediyor.
Şöyle bir denklem kurabiliriz: ulus devlet sistem modeli + parlamenter sistem. Denklemedeki ulus gerçekte var olmayan "ulus"a, parlamenter sistem politik yönetime tekabül ediyor. AK Parti başka bir denklem kuruyor ve bu seçimde halka teklif ediyor: imparatorluk modeli+başkanlık sistemi. Bu denklemde imparatorluk modeli halka, başkanlık sistemi yönetim biçimine tekabül ediyor. Eğer Kürt olsaydım, bu seçimlerde başka herşey bir yana, sadece başkanlık sistemini önerdiği için oyumu Ak Parti'ye verirdim. Başka büyük sorunlarımız gibi Kürt sorunu diye bildiğimiz sorun da, ulus devlet ve parlamenter sistemin ürünüdür. Çünkü ulus devlet modeli farklılıkların reddine dayanır. Bu en azından Türkiye'de böyle olmuş ve devlet bunu en az altmış yıldır Parlamenter sistem aracılığıyla yapmıştır. Ve devlet bunu, ideal "ulus" tasavvuruna uymadığı için öncelikle Türklere yapmıştır. Sedece harf devrimi bile bu tezi savunmak için yeterlidir. Türkler ve başka halklar için gerekçe bulmaya ihtiyaç var mı? Var mı? Var mı? Var mı politik hödükler! İmparatorluk coğrafyaların ve halkların farklılığına rızadır; başkan demokratik 'imparatorumuz/başkanımız' olabilir. Şimdi recep Tayyip Erdoğan, yarın bir başkası. Farketmez. Kendi halklarından korkan politik partilerin başkanlık sistemine karşı çıkmamarında şaşılacak bir şey yok! Onlar dün de kendi halklarından korkuyorlardı.
Başkanlık sistemini savunmamı sağlayacak ilave gerekçelerim de var. Bir: ulus devlet modeli Türkiye'de Batı'nın emperyal sistemi karşısında yüzyıl süren bir yenilginin, bir sosyal ve politik çöküşün ürünüdür; aksiyon değildir; reaksiyondur; bir tercih değil maruz kalmadır; çaresizlikten doğan bir boyun eğiştir. Kayıptan doğmuştur; hiç değilse Misak-milli'nin kaybından doğmuştur. Bu kayıp sadece coğrafyaların kaybı değildir; hakların da kaybıdır. Ulus devlet modeli Batılı emperyal güçlerin dayatmasıdır. Ulus devlet modeli tarihimizin en büyük kolektif travmalarından birinin ürünüdür. Travmatiktir ve hastalıklıdır. Bu yüzden Türkiye'nin gerçekliğine uymamış ve işlememiştir.
Denilecek ki ulus devlet modeli Avrupa'da iyi işledi. İşledi, çünkü orada doğdu; işledi çünkü Avrupa'da ulus devletin tarihi sonu gelmez bir politik ve kültürel hijyenin, bir etnik hijyenin tarihidir; Yahudileri, Çingeneleri doğradılar ve ülkelerini "temizlediler". İki sene önce demokrasi havarisi Fransa, Fransa'daki onbeşbin Roman'ı büyük bir politik soruna dönüştürdü; Almanya'nın derin bir etnik işçiler sorunu var; Avrupa'nın göçmen sorunu bir etnik ve kültürel hijyen sorunudur. Ulus devlet Avrupa'da etnik ve kültürel hijyenin öteki adıdır.
İki: ulus devlet modeline işlik eden ve altmış yıldır kör-topal yürüyen parlamenter sistemTürkiye'de tıpkı ulus devlet modeli gibi, korkunun ürünüdür. İkinci dünya savaşının yolaçtığı soğuk savaş döneminin ürünüdür. Türkiye parlamenter sistemi İsmet Paşa ve Türkiye çok damokrat olduğu için tercih etmemiştir; Sovyet emperyalizminden korktuğu için tercih etmiştir; bir NATO dayatmasıdır. Türkiye'de parlamenter sistem bir Soğuk Savaş dönemi ideolojisidir; yıpranmıştır, çürümüştür ve savunulamaz durumdadır. Bugün Türkiye'de AK parti dışındaki bütün partiler bu dayatmanın ürünü politik sistemi savunuyorlar. Soğuk savaş dönemi artığı dinazorlar!
Başlangıçlar sonuçları içerir. Nasıl başlamışsan öyle devam edersin. Kolektif travmalarla başlayan sistemlerin ve modellerin kaderi kolektif travmalardır. Nitekim böyle olmuştur: ulus devlet modeli ve parlamenter sistem Türkiye'yi ve halklarını kolektif travmalara ve acılara mahkum etmiştir.
Ulus devlet ve parlamenter sistem Türkiye'nin Türk, Kürt ve diğer halkların çocuklarının kafalarını iğdiş etmiş ve onları politik hödüklere dönüştürmüştür.
Onlar ulus devletin "höt höt" sesi çıkaran ulus devlet çekicinin darbeleriyle büyümüş insanlarımızdır. Kafaları hödükleşmiş ve güdükleşmiştir. Çerçeveleri dardır: Edirne'den Kars'a kadar benim eşsiz bir yurdum var. Fizikleri vardır, fakat metafizikleri yoktur. Bu yüzden sınırların ötesini, ülkelerinin hinterlandını yok sayarlar. Bayırbucak Türkmenleri de kim oluyor! Halk Partisi elitleri, kurucularının vizyonunu kaybetmiş; Merkez Türkiye'yi Kayseri-Sivas-Maraş-Konya dörtgeninde kurmayı düşünecek kadar tarihsel basiretten yoksunlar. Çünkü İstanbul Ortadoğu halklarının ebedi merkezidir. Bir zamanlar Enver Paşa'nın Turan rüyasını politik idealleri olarak gören MHP'liler politik hödüklere dönüşmüşler; ülkelerinin istihbarat servislerinin Türkiye'nin coğrafi metafiziğine, maverasına yardım ve silah göndermesine karşı çıkıyorlar. Zavallı "ülkücüler"! MHP'nin ulus devletçi elitleri kafalarınızı iğdiş ederek sizi politik hödüklere dönüştürmüşler. Sizi anlıyor, fakat üzülüyoruz. Sahiden, sizin "ülkünüz" ne acaba! Sahi siz neden "ülkücüsünüz" acaba!
Türkiye basit bir ülke değildir; Türkiye'nin halkları sıradan halklar değilidir; hele ulus devlet modeli kadar basit hiç değildir. Zavallı PKK, KCK, HDP elitleri. Ulus devlet olarak Türkiye Cumhuriyeti sizi politik hödüklere dönüştürmüş; Kürtler için yegane idealiniz bir başka "ulus-devlet ve parlamenter sistemden" öteye geçmiyor. Kürtler diye bilinen halklar cümbüşunu "ulus-devlet" modeliyle nasıl yöneteceksiniz. Bunu ancak Kürt halkları budayarak, keserek, kırparak, iğdiş ederek yapabilirsiniz. Böyle düşündüğünüz için, eğer kazara başarılı olursanız, bütün Orta Doğu halklarının kendi elitlerinin zulmü altında inim inim inlediği gibi, Kürt halklar da sizin ideolojik çekiciniz altında inim inim inleyecek. Bu yüzden Başkanlık sistemine neden karşı çıktığınızı anlamakta zorlanıyorum. Bir Kürt başkanlık sistemine neden karşı çıkar? Bu soruya tek cevabım var: Kürt halkların renk cümbüşünü yok etmek idealiyle yaşadığı için. Başkanlık sistemine karşı çıkmak barış istememektir ve Kürt ve Türk halkların kardeşliğine ihanettir.
Ulus devlet ve Türkiye'de ona eşlik eden parlamenter sistem "ötesiz", maverasız, metafiziksizdir. Fakat öte'ler her zaman vardır ve "öte"siz hayat ve öncelikle politik hayat sefildir.
Politik alanda "öte"si olmak imparatorluğa, sadece sınırların içine değil, ötesine de inanmaktır. İmparatorluğa inanmak Irak Kürdistan'ının, Suriye Kürdistan'ın, Cezayir'in, Tunus'un, Libya'nın ve Mısır'ın; Azerbaycan'ın, Doğu Türkistan'ın ve Kafkasya'nın, Çeçenistan'ın ve Kırım'ın; Bosna'nın ve Kosova'nın selamını duyabilmektir;
Essalamünaleyküm Irak ve Suriye Kürdistan'ı; Esselamünaleyküm Musul ve Kerkük ve Mısır, Libya, Cezayir ve Tunus ve Türkmenistan ve Çeçenistan ve Kırım ve Kosova Esselamünaleyküm!
Bu seçim için düşündüm; politik sınırlarını koruyan ve kültürel, ekonomik, müzikal vb.
Sınırları ortadan kaldırmış bir Türkiye rüyası görüyorum.
Bir gün Yunanistan ve Bulgaristan ile Türkiye arasındaki kültürel ve ekonomik sınırların dahi ortadan kalkacağı bir Türkiye rüyası görüyorum.
Sadece böyle bir Türkiye merkez ülke olabilir!
Bu bir düş değil, bir rüya.
Sadece benim rüyam değil, Osmanlı'nın bakiyesi bütün halkların rüyası.
Artık bu rüyayı görebiliyoruz.
Elhamdülillah!
Elhamdülillah!
Elhamdülillah!
07 Haziran 2015 Pazar